16 Eylül 2015 Çarşamba

Şnorkel- Hidayet'in Koyu'na ağıt

Güzellik öyle bir şey ki, sizi büyülediği zaman karşınızdaki kim olursa olsun o güzelliği coşkuyla paylaşmak istiyorsunuz.

Şnorkel dünyanın en büyük icadıymış meğer, geç tanıştım. Debelenme usulü yüzen biri için normal aslında. Hem ne de olsa Ankara çocuğuyuz.

Ama yine de insan bi ısrar eder di mi? Al bu alet çok iyi kullan der. Yok işte.

Tüm bir sene boyunca Kaş'taki Hidayet'in Koyu'nda denize girmenin hayaliyle yaşadım. Geçen yıl ilk kez gittiğim koy hem cennetten bir parça, hem de modernizmden nasibini almamış bir güzellikti. Bekçi amca bir demlik çay demler, karısı klasik; gözleme, köfte, patates kızartması. Ucuzdan biranı da alırsın. Ama şezlong bekleme. Plastik masalar var beğenirsen, yok beğenmedin kayalar var. Şemsiyeye ne hacet zeytin ağaçları var mis gibi. Denizi turkuaz renginin çıkış kaynağı, çok derin ama durgun, berrak. Aslında ben Hidayet kim onu da tanırım ama uzun hikaye. Kısa hali şu, Hidayet amca ya da oğulları bu güzelim koyu satmışlar.



Ben bu koyu gördüm ya, Kaş'a giden sevdiklerime ısrarla önerdim, sevmediklerime bırakın koyu, Kaş'ı kötüledim. Koyun yeri bir yerde de çıkmıyor, iyi ki yer bildirimi yapmışım geçen sene. Girişi zor bulunuyor derken balayının ilk günü düştük Hidayet'in Koyu'na ama o da ne? Kayalıklar olmuş platform, ağaçları beğenmemişler ki bir sürü şemsiye, aaa bekçinin çaydanlıklar gitmiş yerine afilli bi bar, şezlonglar da paralı. Sonra bir de müzik, olmuş sana "beach". Bir de orijinal halinde direkt kayadan girerdin denize, ayakkabın yoksa ya da  tecrübesizsen oranı buranı vururdun bi yerlere, çakıl doldurmuşlar hep incelik isteyen kayalıkları.

Beynimden vurulmuşa döndüm, çalışanlara kızdım, ordaki insanlara "bura aslında böyle değildi" dedim, dedim ama herkes halinden gayet memnundu. O an herşey bir yana ben "lan ben burayı millete tavsiye etmiştim, bu halini mi gördüler acaba?" düşüncesi geldi bana. İnsanoğlu böyle işte.

Eski hali

Yeni Hali


Metafor kasacak olsam şnorkeli iyi kullanırdım. Görünenin ardındakini görmek, vay efendim durgun gördüğün o denizin altında neler oluyor, o durgun gördüğün insanların da içinde falan filan derdim ama kasmayacağım. Ağıdımı da içimde tutacağım. Sonra buraya "beach" diye gelip kayalardan şikayet edip koya burun kıvıranlara nefret biriktireceğim. Oysa nefretin tatilde ne işi var?

Neyse sağolsun şnorkel henüz içi bozulmamış koyun altında yeni bir dünya açtı. En az 50.000 minik balık sürüsünün ordan oraya süzülüşünü, üzerilerinde yansıyan güneş ışığını hayretlerle izledim.

Güzellik öyle bir şey ki, sizi büyülediği zaman karşınızdaki kim olursa olsun o güzelliği coşkuyla paylaşmak istiyorsunuz. Normalde "üff slk" diyeceğim kadınlara gözlük almaları ve bu manzarayı görmeleri için yalvardım. Normalde konuşsa "ne alaka yaa" diyeceğim insanlarla muhabbetin içinde buldum kendimi. Güzellik öyle bir şey ki insanı sorgusuz sualsiz bir araya getirebiliyor. Eğer erişemeyeceğin, ve dolayısıyla kıskanamayacağın, ya da zaten sende olması beklenmeyen bir güzellikse hele.

Sonra kafamı kaldırdım, ayaklarının dibindeki binlerce balıktan habersiz yüzen insanlara acıdım. Olan biteni anlatasım geldi, vazgeçtim, balıkları izlemeye devam ettim, şnorkeli olmayanların dünyadan haberi yoktu.

Of burdan da iyi metafor çıkar ama, kasmıyorum.

Rahmetli Hidayet amca'ya selam olsun, balıkları hala yaşıyor.


"...dünyayı güzellik kurtaracak..." 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder