18 Ağustos 2016 Perşembe

Motivasyon dediğin tek dişi kalmış canavar!

Bazen kilo alınca, bazen zayıfladıkça daha ileri gitmek için, bazen hiçbir şey bilmeyince öğrenmek için, bazen de her şeyi bilince uygulamak için motive oluyor da insan, yine bazen tüm bu motivasyon kaynakları terse işliyor.

Kafanızda büyütüp durduğunuz, kalbinizin tam ortasına koyduğunuz, hayatınızı etrafında döndürmeye başladığınız şey bazen anlamını yitirebiliyor.

Tüm kurallara uyup, spor yapıp, tek tek yediklerini hesapladığın dönemle, kendini rahat bıraktığın dönem arasında 3 kilo fark varsa ve insanlar, hatta elbiseler bile bunu çok farketmiyorsa ama daha da önemlisi ülkende hergün bir yerler patlıyor, sen lokmalarını hesaplarken insanlar ölümlerden sayılarla bahsediyorsa, insan kendi kendine "ne için uğraşıyorum?" diyor.

Bazen çok bilmek de ters tepiyor, nasıl olsa biliyorum istediğim zaman istediğimi uygulayabilirim diyor insan.

Bir kaç aydır beslenme konusunda "önemsememe, rahatlık ve demotivasyon" diyebileceğimiz bir dönemdeyim bu sebeplerle.Ama bu dönem de "motive" geçen dönemler kadar gerçek ve yaşanması gerekli bir dönem.  Her ne geliyorsa "hoşgelsin" ve yüzleşilsin. Kaçıp inkar ettikçe gelen gitmez ki, bırakalım yaşasın!

Bıraktım yaşadı; hem ruhumda, hem göbeğimde, hem arkadaşların "kilo almışsın" takılmalarında. Eskiden kızardım, şimdi gülüp geçiyorum. Hayat o kadar uzun bir yol ki, eskiden 1 lokma beni öldürecek takıntısında iken, şimdi görüyorum ki insan 3 ay nispeten rahat olabilir, sonra yine sıkabilir, sonra bırakabilir, çünkü insan bu robot değil.


Bu işin de aşamaları var. Giriş aşamasında "kilo vermek için 10 yol" tadında yazılar sizi heyecanlandırırken, gelişme aşamasında bir çok bilimsel disiplinle tanışıyor, derine iniyorsunuz, sonuç aşamasında kendinize en uygununu seçip uyguluyor ve etrafınıza bildiklerinizi yaymaya çalışıyorsunuz. Sonrası döngü aslında, yeni bir şey katmadıkça, "paylaşmak acaba sıkıcı mı?" diyorsunuz kendi kendinize.

Esasında 3 ay değil, 1 senedir nispeten daha rahatım. Ne demek istiyorum? Gluten tükettim, yazın kızartma tükettim, haftada birkaç kez sütlü tatlı tükettim, sıfıra indirdiğim ekmeği haftasonu kahvaltılarında kullandım, 2-3 kez ev yapımı pizza yedim, ayda 1 alkol aldım, pek spor yapmadım. Tüm o motivasyon yazıları, instagramda insanların yaptığı delicesine paylaşımlar, bildiklerim kar etmedi. Çünkü öyle istedim:)

Dediğim gibi bu rahat 1 sene bende 3 kiloyla kendisini gösterdi. Ama psikolojiyi öyle tahrip etmişiz ki en az 15 kilo almış gibi hissediyorum, pantolon giymeye korkuyorum, kendimi hantal hissediyorum. Şimdi yine kendi kendime tamamen içsel bir istediğim var; temiz beslenmek. Kilo etkisinden de, dinçlik etkisinden de yararlanmak. Ve en çok da sağlıklı tarifler uydurmanın tadına varmak!

Kendime bunu dayatmadım, kendime izin verdim. Bunları neden yazıyorum, düştüğünüzde kaybolmayın diye, kendinize izin verin, başınıza gelenlerin yaşanmasına, hislerinizin kendini farkettirmesine izin verin. Hayat uzun bir yol, yıpranmaya değmez, bugün olmuyorsa yarın olur.

Bu asla ve asla boş vermişlik değildir, izin vermektir. Aklı bir kenara bırakıp "amaaan ölümlü dünya" kafasına gelmekten bahsetmiyorum. Sadece arada yalpalamakta sorun yok diyorum.

Hepinizi çok seviyorum, çünkü siz de kendinizi seviyorsunuz ki kendinizi koruyorsunuz. Allah'ın, doğanın, evrenin, şansınızın -artık her neye inanıyorsanız onun- verdiği bu bedene iyi bakmak en büyük ibadetlerdendir.


3 Mart 2016 Perşembe

#yasamdengemilezayifla Kilo Verme Programı

Selam! #yasamdengemilezayifla kilo verme programına hoşgeldiniz! Sürekli bazı doğrulara vurgu yapıyoruz; önemli olan sağlık, kalorilere takılmayalım, hergün tartılmayalım vs diyoruz. Bunlar tabi ki uzun dönemde en doğru seçimler olur. Ama bir gerçek var; tamamen sağlıklı beslensek de kilo alabiliyoruz, ya da hali hazırda vermek istediğimiz kilolar var. Bu kilolar sadece sağlıklı beslenmekle gitmez, bazı "ince ayar"lara da ihtiyaç var. Sonuçta kilo vermek matematiksel bir şeydir. Sıklıkla sizlerden mesajlar alıyorum, öneriler ya da listeler istiyorsunuz. Haliyle burada paylaştıklarımın ötesinde bir şey söyleyemiyorum. Buna bir son verelim istiyorum. Çoğumuzun diyetisyene gidecek vakti ya da parası yok. Ve eğer belli bir beslenme akımını takip edemiyorsak (karatay, alkali, ketojenik vb gibi) çoğumuz listesiz zayıflayamıyoruz. Ben kendime bir liste oluştururken neden herkes faydalanmasın ki dedim. Hazır yaza kadar yeterli vaktimiz varken gelin hep beraber kendi "kişisel" diyet programımızı hazırlayalım. Yağdan kaybederek hafifleyelim. Ben bugünden itibaren her gün adım adım anlatacağım program hazırlamanın yollarını. Diyetisyen olmadığımı hepiniz biliyorsunuz, bir çok diyetisyen tecrübem var, konuya o şekilde yaklaşırsanız sevinirim. Tabi ki hiçbirinize garip şeyler önermeyeceğim. Her şey mantık çerçevesinde olacak. . Tabi süreçte özveriniz çok önemli. İş biraz başa düşecek ama bu adımları öğrenmek ömür boyu işinize yarayacak. Süreç sonunda sizle örnek listeler ve tarifler vereceğim. Adımlar;
1) Kaç günde kaç kilo vermek istiyorsun?
2) Günlük kaç kalori almalıyım?
3) Beslenme prensipleri. (alkali-karatay-tibet gençlik pınarı)
4) Kendi beslenme programını hazırla!
5) Genel öneriler



1 kilo yağ= 7000 kalori. Ta-ta-taaam. Ne demek bu? 1 kilo yağ yakmak için 7000 kaloriyi "fazladan" yakmamız lazım. O zaman önce hedef kilomuzu soralım kendimize. Kaç kilo vermek istiyorsunuz? Ben 3 kilo vermek istiyorum. dolayısı ile 3*7000=21000 kalori "fazladan" yakmalıyım. Ben bu 3 kiloyu 2 ayda yani 60 günde vermek istiyorum. 21000/60 gün=350 kalori. Yani hergün fazladan 350 kalori yakmalıyım. Daha kısa süre için daha fazla kalori yakmam gerekir ki bu benim için çok az yemek demek. Bu hayat kalitemi negatif etkileyecek ve sağlıklı olmayacak. O yüzden 2 ay bence iyi bir süre. İlk ödev; haydi siz de hesaplamanızı yapın! Bu hesaba göre yarın almamız gereken kalori miktarını hesaplayacağız.

Evet fazladan açığa çıkaracağımız kilo belli. Peki metabolizma hızım kaç? Aktivitelerle yaktığım kalori ne kadar? Biliyorsunuz metabolizma hızı çok kişisel bir şey ve özel ölçümlerle belirlenebiliyor. Bizim böyle bir şansımız yok. Sağlıklı ve normal metabolizmalara sahip olduğumuzu var sayarak internetten yararlanacağız. http://kalorisepeti.com/gunluk-kalori-ihtiyaci ya da https://gunluk-kalori-ihtiyaci.hesaplama.net/ gibi siteleri kullanabilirsiniz. Ya da google'a "kalori hesaplama" veya "calorie calculator" yazıp içinize sinen bir siteyi kullanaiblirsiniz. Birden fazla siteden çıkan sonuçların ortalamasını alabilirsiniz. Hesaplama yaparken aktivite miktarınızı da soruyor siteler. Seçim yaparsanız ortalama olarak günlük yaktığınız enerji ortaya çıkacak. Misal benimki 1700 civarında. Bu rakamdan dün hesapladığım "fazla"lığı çıkarırsam hedef kiloma ulaşmak için almam gereken kaloriyi bulacağım. Yani 1700-350=1350 benim 2 ayda 3 kilo vermek için almam gereken kalori miktarı. Sizinki kaç? (Önemli not: hızlı kilo vermek için aşırı kısılan kaloriler ters etki yapar ve metabolizmanızı yavaşlatırsınız. Lütfen günlük 500 kaloriden fazla açığa çıkarmaya çalışmayın.)

Ne çok şey biliyoruz artık beslenme ile ilgili değil mi? Şimdi tüm bu prensiplerin üzerinden geçelim ve dün hesapladığımız kalorileri nasıl dolduracağımıza bakalım. 
1) Rafine şeker yok. 
2) Beyaz un yok. 
3) Transyağ yok. 
4) Öğünlerin arasında 4 saat olacak 
5) Her öğün salata tüketilecek. 
6) Mümkünse her öğün protein kaynaklarından biri seçilecek ve yanında 3 katı kadar salata yenecek. 
7) Mümkünse yemekler piştikten sonra üzerine zeytinyağı eklenecek, yağlar pişmeyecek. 
8) Karbonhidrat yenecekse kompleksler seçilecek ve günün erken saatlerinde tercih edilecek. 
9) Vücuda sürekli insülin pompalatmayacak şekilde yemek yenecek. Yani aralıklı ve az karbonhidratlı.
10) Mümkün olduğu kadar glutenden kaçıyoruz. 
11) Kuruyemişleri çiğ tercih ediyoruz. 
12) Yumurtaları haşlarken sarısının etrafının kararmamasına dikkat ediyoruz. 
13) Kahveler şekersiz ve kremasız içiliyor. 
14) Mümkünse probiyotik kullanıyoruz. (şart değil) 
15) Light olsa bile tüm asitli-asitsiz kutulu içeceklerden, doğal olsa bile meyve sularından kesinlikle kaçınıyoruz. 
16) Hayvansal proteinlerin yağsızını seçiyoruz. Balık yağından korkmuyoruz. 
17) Kilo verene kadar bal-pekmez gibi doğal şekerlerden de kaçınıyoruz. Meyveyi abartmıyoruz.  (Tibet gençlik pınarı kitabında bahsi geçen beslenme prensiplerinden bir sonraki paylaşımda bahsedeceğim.)

Tibet'in gençlik pınarı kitabında, tibet'li rahiplerin genç ve sağlıklı kalmak için uyguladıkları beslenme prensiplerinden bahsediyor. Çok büyük ölçüde alkali beslenmeyle örtüşüyor. Özetlersek; 1) Hayvansal proteinden kaçın, eti azalt. 2) Çiğ bitki bazlı beslen. 3) Az ye. 4) Aynı anda minimum çeşit besin tüket. Hatta tek çeşit yemekle öğün yap. Çünkü her besinin sindirim süreleri farklıdır. Biri sindirilene kadar diğerleri çürüyüp çöp olabilir, hem faydalanamayız, aç hissederiz, hem rahatsız oluruz. 5) Yemeğe en hızlı sindirilenden başla ki diğer yemek gelene kadar sindirim başlamış olsun. Bunun için en sulu yemekten en katı yemeğe doğru sırala yemeklerini. Yani önce çorba sonra et gibi. Ya da önce sebze yemeği sonra et gibi. 6) Birden fazla hayvansal proteini asla aynı anda yeme. Yani et ve yoğurt aynı öğünde olmaz. 7) Asla nişasta ve proteini birleştirme, yani patates, baklagil gibi nişastalı besinlerle et birlikte olmayacak. 8) Süt ve süt ürünlerinden uzak dur. Bunlar tamamen ticari ürünlerdir ve insan bedeni sindiremez. 9) Yeşil yapraklı sebzelerde daha çok kalsiyum ve diğer vitamin minerallerden vardır, onları tercih et. Dediğim gibi alkaliye oldukça benziyor. Ben de hayatımda ilk defa öğünlerimdeki çeşit sayısını azaltmak ve birlikte yenmemesi gereken besinlere dikkat etmek kurallarını uygulayacağım.


Artık herkes kendi listesini hazırlayabilir. Hala tam olarak ne yapacağımızı bilmiyoruz ama değil mi? O zaman son darbe! Öncelikle öğün sayısını kendiniz belirleyin, kimisi 2 öğün der kimisi 6. Sizin yaşam biçiminize hangisi uygun? Benim için mesela, hafta içleri 4 öğün, hafta sonları ise 6 öğün olabilir öğün sayısı. Listelerinizi yaklaşık 15 gün uygulayacakmışsınız gibi hazırlayın, 15 günden uzun uygulanan liste olmasın. Haftasonları ya da spor yaptığınız günler için vs farklı bir liste hazırlayabilirsiniz. Misal ben haftasonu kahvaltıma peynir ve zeytin de ekliyorum. Haftaiçi sadece yumurtam var. Önemli olan toplam kalori kaybını sağlayacak dengeyi kurmak. Listelerde öğünlerinizin saatleri de mutlaka yazsın ve bağlı kalın. Listelerinizde mutlaka sevdiğiniz bir şeyden kendinizi mahrum bırakın ki bu his diyet psikolojisini kuvvetlendirsin. Misal ben zararlı olmamasına rağmen bitter çikolatayı çıkardım. Aynı zamanda mutlaka keyif aldığınız bir şey de ekleyin. Benim için bu wasa+peynir ara öğünü mesela. Toplam kaloriyi 2. adımda hesaplamıştık. Listelerinize yazdığınız yiyeceklerin kalorilerini diyetkolik.com'dan görebilirsiniz. Listelerde değişim mantığı kullanılmalıdır. Listeye köfte yazdınız ama köfte bulamadığınız bir gün oldu, onun yerine tavuk yiyebilirsiniz. Yani listelerinizde neyin yerine neyin konabileceğini de düşünün. Birazdan kendim için hazırladığım listeyi örnek olması açısından paylaşacağım. Bir örnek de geçen yıl diyetisyenimin yazdığı liste olacak. Ama lütfen siz bu listeleri kullanmayın. Listelerinizi #yasamdengemilezayifla hastagiyle paylaşın, listelerinizi görelim, süper olmaz mı? (yarın programın son adımı olarak genel önerileri paylaşacağım)



1) Sabahları limonlu ılık su ile güne başlıyoruz. (15 gün limonlu, 15 gün organik elma sirkeli olabilir)
2) Ben bu süreçte hergün tartılmayı seviyorum, hergün ya da her hafta tartılıp kaydediyoruz.
3) İlk 15 gün yediklerimizi yazıyoruz.
4) Yemeklerimizi evden hazırlayıp yanımızda taşınmaktan çekinmiyoruz.
5) Dışarıda isek garsona yemeğin içeriğini soruyor, pilav-patates yerine ek salata-sebze istiyoruz.
6) Yatmadan 2 saat önce yeme işlemi bitiyor,
7) Siyah çay yerine yeşil çay tercih ediyoruz,
8) Çayımıza, kahvemize, suyumuza tarçın katabiliriz,
9) Özellikle akşamlar için bir hobi buluyoruz, kitap olur, film olur, zihnimizi boş bırakmıyoruz.
10) Yiyebilecekken yememeyi seçtiğiniz her lokmanın sizden kilo olarak gittiğini düşünün.
11) Daha çok gülümseyin, daha pozitif olun, uykunuzu iyi alın.
12) Disiplinli ve kararlı olan. Anlık zevkler için hedefinizden şaşmayın.
13) Pilav,makarna ve patatesten uzak duruyorum ben nacizane. Esmer pirinç, kepekli makarna, bulgur pilavı olabilir.
14) Sosların içeriği şekersiz olmalı,
15) Dahiliye tetkiklerinden geçseniz süper olur. D vit eksikliği, b12 eksikliği vs olabilir. Takviye almak gerekebilir.
16) Alışverişlerde etiket okuyoruz. Gereksiz hiçbir şeyi almıyoruz.
17) Form ve light tüm ürünlerden kaçınıyoruz.
18) Açlık hissettiğimizde önce su içiyoruz, çünkü susuzluk hissi aç hissettirir.

20 Eylül 2015 Pazar

Hatalarım

Başarılardan bahsetmek güzel, motive edici. Ama hiçbir başarıya hata yapılmadan ulaşılamıyor. Hataları da kişinin bizzat yapması gerekiyor ders alması için ama ben yine de faydası olur düşüncesi ile sağlıklı beslenmeye/yaşama geçiş sürecindeki hatalarımdan bahsedeceğim.

1.Yağdan ölesiye kaçınmak!
Şöyle düşünüyordum, “İnsan yakmak istediği şeyi neden direkt alır ki?”. Yağ kullanımı inanılmaz saçma geliyordu. Bunda diyetisyenimin de payı var tabi ki. Bana “kilo vermek istiyorsan yağ oranı %5’in üzerinde olan hiçbir şey yememelisin” demişti. Ve hatta zeytini listeme hiç sokmamıştı. Hala bir garip olurum zeytin yerken. Ve yine bu yüzden markette görebileceğiniz her şeyin yağ oranını ezbere bilirim. Zeytinyağının yağ oranına bakarken kendimi yakaladığım oldu. Sonuç olarak her şeyin lightına yöneldim. Ta ki “yağ yakan yağ”, “faydalı yağ” kavramları ile tanışana kadar. Düşünün sırf yağlı diye ceviz, fındık, fıstık yemezken, katkı maddesi ve karbonhidrat dolu olan form bisküvileri tercih ediyordum. 

2. Tatlandırıcıyı zararsız sanmak!
Tatlandırıcının da en az şeker kadar zararlı olduğunu, şeker gibi bana insülin salgılattığını bilmiyordum. Paket paket tatlandırıcılı sakız çiğneyerek kendimi tatmin ediyordum. Kahveme, kekime tatlandırıcı koyuyordum. Aman kaçının.

3. 1 ve 2. maddeye bağlı “light” ürün kullanımı
Yağdan kaçarken ve tatlandırcının zararlarını umursamazken bol bol kimyasala maruz kaldım. Azıcık düşünsem “light” ürünlerin daha fazla işlendiğini akıl edebilirdim ama ben her şeyin “pembe”sini almaya devam ettim.

4. Kalori bazlı beslenme
Her ne kadar “yonca tipi” beslensem de sürekli kalori saydım. Excellerde günlük listeler tuttum, bütün besinlerin kalorilerini ezberledim, her lokmada ne kadar kalori hakkım kaldığını hesapladım ( 4 işlemi geliştiriyor bu arada iyi oldu :P) Azıcık fazla kalori alsam şişeceğim sandım. Bazen “yok ya bu o kadar kalorili değildir” diye kendimi kandırdım. Ama en kötüsü kalorisiz diye cola, soğuk çay vs tükettim. Bol değil ama tükettim. Kalorisiz diye bünyemde yaratacağı asit yükünden habersiz çaya, kahveye kelimenin tam anlamıyla "abandım". Kalori sadece limitlerinizi belirlemeli ama kesinlikle besin seçimleriniz için etkili olmamalı. 

5. Saçma detokslardan medet umdum
Kilo veremediğim ve çaresiz hissettiğim zamanlarda yumurta- ananas detoksu, ayran detoksu, dukan ekspres gibi saçma detokslardan medet umdum. Bu detokslardan geriye kalan, açlık, şişkinlik, bazen artı kilo ve psikolojik yıpranma oldu. Aman uzak durun. İnsan detoksa ihtiyaç duymuyor mu? Elbette. Benim yeni detoksum karbonhidratı kesip çiğ sebzeyi artırmak. Mis gibi ve etkili. Kendinize iyi gelen arınmayı keşfedin!

6. Başkalarında gördüğünü en iyisi sanmak
Kimi 2 öğün beslenir, öyle yapmazsam zayıflayamam zannederim, kimi 6 öğün yer, öyle olmalı derim, dukan, karatay bir sürü değişik biçim. Başkasının x yöntemini uygulaması ve zayıflaması bu yöntemi benim zayıflamam için şart kılmaz. Dolayısıyla en önemlisi kendini keşfetmek, kendine en iyi geleni kendi tecrübelerinle bulmak. 

7. Sihirli besinler
Ara ara moda olan besinleri sihirli sanıp onlar olmadan olmayacağını düşündüm. Chia, kinoa, avokado, hindistan cevizi vs. Hiçbir besin muadilsiz değil. Edinemediğimiz besinler yüzünden moral bozmayalım. Bazıları oldukça pahalı çünkü, hiç gerek yok.

8. Fazla spor
Sporda ilk hatam sporu bilmeden ve kendimi tanımadan salonda bana yazılan standart programlarla başlayıp sonuç elde edememem oldu. Sonra spor nasıl yapılır öğrendim, yağ yakmam için nasıl bir spor yapmam gerektiğini anladım. Kendimi tanıdım. Bu sefer de sevdiğim sporları çok fazla yapmaya başladım. Haftanın 6 günü kesin spora gidiyor üstüste çok ağır derslere giriyordum. Olur da 1 gün eksik gidersem kendimi inanılmaz kötü hissediyor, hemen 5 kilo alacağım sanıyordum. Hatta ofiste her tuvalete gittiğimde 100 squat yapmadan çıkmıyordum. Her şeyin fazlası gibi sporun da fazlası vücutta stres yaratır, yağ yakımını engeller. Sonuç olarak çok yoruldum. Sosyal hayatımı da spora göre şekillendirdiğim için psikolojik olarak da durumdan çok etkilendim. Şimdi ise sporu bırakmış durumdayım. Sürdürülebilir olmayan hiçbir şeyi yapmamalı.  
9. Sürekli tartılma
Tartılma konusu beni hem motive hem de stres eden bir şey. Gram gram değişimi kafama takıp kendimi üzdüğüm zamanlar için sürekli tartılmayı hata görüyorum.

10. STRES
Ve en önemli hatam bu. Zayıflama işini kendime büyükbir stres kaynağı yaptım. Her gün durumumu sorguluyor, hemen sonuç almak istiyordum. Yaptığım matematiksel hesaplamalara göre bir deri bir kemik kalmam gerekiyordu ama ben kilo bile alıyordum. Bu dikkatli beslenme ve bu derece yoğun spora karşılık bu sonucu almamalıydım. Sürekli yakınıyordum, etraftaki herkese kilo veremiyorum diyordum. Beynim bu düşünceye çok alışmıştı. Henüz kortizol nedir bilmiyordum. Bir gün spor hocam beni uyardı. Bak böyle olmaz biraz rahatla, stres yaptıkça kilo veremezsin dedi. Bu tamamen bilimsel bir gerçek. Stres hormonu kortizol size yapmadığını bırakmaz, Konuyu detaylı araştırın derim.

11. Kıyas ve Sosyal Medya
Bu başlı başına bir konu ama faydalanacağız diye kullandığımız sosyal medya büyük bir kıyaslama aracı olabiliyor. Mesela kuş kadar yiyen birini gördüğünüzde, sizin porsiyonunuz size doğru bile olsa “ya ben ne çok yiyorum” psikolojisine girebiliyorsunuz. Ya da 100 kilodan 70 kiloya düşmüş ben 62’den 57’ye düşmeyi beceremedim diye üzülüyorsunuz. Velhasıl sosyal medya amacınızı takıntı haline getirmesin, kıyaslamayın faydalanın derim nacizane.

12. Hep gündemde tutmak
Ağzımdan hiç düşürmedim beslenmeyi, diyeti, zayıflamayı, faydayı zararı. Böyle olunca hem kendi kendinize baskı oluşturuyorsunuz, hem de etrafınızdakiler sizi hep o baskı çemberinin içine itiyorlar. Bu konuyu çok konuşmamak, daha çok içselleştirmek lazım.


Aklıma ilk etapta gelenler bunlar. Unutmayalım kilo verme ya da sağlıklı beslenmeye geçme süreci uzun bir süreçtir. Hemen sonuç almayı beklememeli ve hatta istememeliyiz. Sağlıklı olan uzun sürmesidir. Aynı şekilde elde ettiğiniz başarıyı bozmanız da kolay olmayacaktır. Yani 1 lokma fazladan yediniz diye kilo alacağını düşünüp stres olmayın. Nasıl 1 haftada 5 kilo verilmiyorsa, 1 haftada 5 kilo alınmaz.

Stres yapmadan, sürekli araştırarak devam! Görev gibi değil, keyifle!

16 Eylül 2015 Çarşamba

Şnorkel- Hidayet'in Koyu'na ağıt

Güzellik öyle bir şey ki, sizi büyülediği zaman karşınızdaki kim olursa olsun o güzelliği coşkuyla paylaşmak istiyorsunuz.

Şnorkel dünyanın en büyük icadıymış meğer, geç tanıştım. Debelenme usulü yüzen biri için normal aslında. Hem ne de olsa Ankara çocuğuyuz.

Ama yine de insan bi ısrar eder di mi? Al bu alet çok iyi kullan der. Yok işte.

Tüm bir sene boyunca Kaş'taki Hidayet'in Koyu'nda denize girmenin hayaliyle yaşadım. Geçen yıl ilk kez gittiğim koy hem cennetten bir parça, hem de modernizmden nasibini almamış bir güzellikti. Bekçi amca bir demlik çay demler, karısı klasik; gözleme, köfte, patates kızartması. Ucuzdan biranı da alırsın. Ama şezlong bekleme. Plastik masalar var beğenirsen, yok beğenmedin kayalar var. Şemsiyeye ne hacet zeytin ağaçları var mis gibi. Denizi turkuaz renginin çıkış kaynağı, çok derin ama durgun, berrak. Aslında ben Hidayet kim onu da tanırım ama uzun hikaye. Kısa hali şu, Hidayet amca ya da oğulları bu güzelim koyu satmışlar.



Ben bu koyu gördüm ya, Kaş'a giden sevdiklerime ısrarla önerdim, sevmediklerime bırakın koyu, Kaş'ı kötüledim. Koyun yeri bir yerde de çıkmıyor, iyi ki yer bildirimi yapmışım geçen sene. Girişi zor bulunuyor derken balayının ilk günü düştük Hidayet'in Koyu'na ama o da ne? Kayalıklar olmuş platform, ağaçları beğenmemişler ki bir sürü şemsiye, aaa bekçinin çaydanlıklar gitmiş yerine afilli bi bar, şezlonglar da paralı. Sonra bir de müzik, olmuş sana "beach". Bir de orijinal halinde direkt kayadan girerdin denize, ayakkabın yoksa ya da  tecrübesizsen oranı buranı vururdun bi yerlere, çakıl doldurmuşlar hep incelik isteyen kayalıkları.

Beynimden vurulmuşa döndüm, çalışanlara kızdım, ordaki insanlara "bura aslında böyle değildi" dedim, dedim ama herkes halinden gayet memnundu. O an herşey bir yana ben "lan ben burayı millete tavsiye etmiştim, bu halini mi gördüler acaba?" düşüncesi geldi bana. İnsanoğlu böyle işte.

Eski hali

Yeni Hali


Metafor kasacak olsam şnorkeli iyi kullanırdım. Görünenin ardındakini görmek, vay efendim durgun gördüğün o denizin altında neler oluyor, o durgun gördüğün insanların da içinde falan filan derdim ama kasmayacağım. Ağıdımı da içimde tutacağım. Sonra buraya "beach" diye gelip kayalardan şikayet edip koya burun kıvıranlara nefret biriktireceğim. Oysa nefretin tatilde ne işi var?

Neyse sağolsun şnorkel henüz içi bozulmamış koyun altında yeni bir dünya açtı. En az 50.000 minik balık sürüsünün ordan oraya süzülüşünü, üzerilerinde yansıyan güneş ışığını hayretlerle izledim.

Güzellik öyle bir şey ki, sizi büyülediği zaman karşınızdaki kim olursa olsun o güzelliği coşkuyla paylaşmak istiyorsunuz. Normalde "üff slk" diyeceğim kadınlara gözlük almaları ve bu manzarayı görmeleri için yalvardım. Normalde konuşsa "ne alaka yaa" diyeceğim insanlarla muhabbetin içinde buldum kendimi. Güzellik öyle bir şey ki insanı sorgusuz sualsiz bir araya getirebiliyor. Eğer erişemeyeceğin, ve dolayısıyla kıskanamayacağın, ya da zaten sende olması beklenmeyen bir güzellikse hele.

Sonra kafamı kaldırdım, ayaklarının dibindeki binlerce balıktan habersiz yüzen insanlara acıdım. Olan biteni anlatasım geldi, vazgeçtim, balıkları izlemeye devam ettim, şnorkeli olmayanların dünyadan haberi yoktu.

Of burdan da iyi metafor çıkar ama, kasmıyorum.

Rahmetli Hidayet amca'ya selam olsun, balıkları hala yaşıyor.


"...dünyayı güzellik kurtaracak..." 

1 Mayıs 2015 Cuma

Nasıl yani Sağlıklı "Waffle"?

Özellikle sokakları saran waffle kokusu benim bazen irademi oldukça zorluyor. Taze pişen kornet kokusunu da çok severim aslında ben. Hiçbir zevkimden mahrum kalmayı sevmem. Ben de kendime sağlıklı waffle yaptım.
-2 tk karabuğdayunu
-1 yumurtanın beyazı
-2 yk yoğurt
-1 silme tk tahin
-Yarım çk kakao.
Hepsini çırptım. Kızgın krep tavasına döktüm. Üzerine de keçiboynuzu kreması zazella sürdüm. (aoç bayilerinde satılıyor.) Fıstık ezmesi de sürülebilir ben tahin koyduğum için sürmedim. Üzerine de istediğiniz meyvelerden koyabilirsiniz. Çok pratik oldu, çok lezzetli oldu.


30 Nisan 2015 Perşembe

Kabak Spagetti, İtalya Bile Böylesini görmedi!




Fotoğrafla başlayalım ağızlar sulansın! Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler ilk işim kabak spagetti yapmak olurdu.

Karnabaharlı kısırı denediğimde de aynı şeyi düşünmüştüm; bulgura, kabağa, ya da makarnaya haksızlık yapmak kesinlikle istemem ama bazı yemekleri soslarını yemek için yapıyor gibiyiz sanki.

Annemin salçalı makarnası ayrı ona laf yok ama beni bıraksan ve dışarıda makarna ye desen mutlaka pestolu peynirli bir makarna seçerim. Meğersem ben erimiş peynir ve fesleğen seviyormuşum. Bunu da görmüş olduk kabaklı spagettiyle. Neyse ben daha fazla konuşmayım, tarife geçelim;

*2 kabak, spagetti şeklinde doğrandı birazcık tuzlandı.
*3 sarmısak soyuldu.
*Kabaklar ve sarmısak düdüklünün buharında pişmek üzere ocaktaki yerini aldı.
*1,5 dk piştiler düdük çıktıktan sonra.
* Diğer yandan 2 dilim keçi ezine, 1 dilim light beyaz peynir bol fesleğenle karıştırılıp benmari usulü erimeye bırakıldı.
*Pişen sarmısaklar peynire eklenip ezildi.
*Kabaklara çok az zeytinyağı fısfıs edildi.
*Peynir, kabakların ortasına kondu.

Kabaklar nasıl mı o şekilde doğrandı? İşte bu tüm bi milyoncularda, vapurda, yol kenarlarında, pazarlarda satılan basit aletle.



 Açıkçası ben sadece soyma tarafını kullanıyordum, diğer taraf ne işe yarıyor bilmiyordum. Artık biliyorum:) Deneyenlere afiyet olsun, denemeyenler kaybolan yıllarına çok pişman olacaklar!

17 Eylül 2014 Çarşamba

İncirli Armut Tatlısı

Uzun zamandır ne mutfağa girebiliyorum ne buraya yazabiliyorum. Ama bugün "mutfak terapisi"ne ihtiyacım vardı. Hem de tatlı armutlarımı çürümekten kurtarmalıydım. Klasik "kek" (?) tarifimi armutlarıma uygulamak istedim. Unsuz, yağsız, şekersiz tatlımın tarifi geliyor:)


Malzemeler;


  • 2 orta boy armut
  • 1 yk yoğurt
  • 1 yumurta
  • 2 yk yulaf kepeği
  • 2 tk yulaf ezmesi
  • 2 küçük kuru incir
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı vanilin

Yapılışı;

Önce 1 yumurtayı vanilinle beraber bir güzel çırpıyoruz. Ardından yoğurdumuzu ekleyip çırpmaya devam ediyoruz. Çırpma işlemi yulaf kepeği ve kabartma tozunun eklenmesiyle devam ediyor.


Armudumuzun birini ince ince doğruyoruz, isterseniz rendeleyebilirsiniz de. Ben biraz dişe dokunur istediğim için küp küp doğradım. Aynı anda kuru incirleri de minik minik doğruyoruz. Benim kuru incirler fazla kuru olduğu için 5 dk kadar sıcak suda bekletip yumuşattım. Doğradığımız malzemeleri hamurumuza katıyoruz.


İyice karıştırdıktan sonra yağlı kağıtla kapladığımız kabımıza karışımı döküyoruz ve kalan 1 armudu ince ince dilimleyip diziyoruz. Üzerine de yulaf ezmesini serpiyoruz. Benim karışımın hamur kısmı az oldu, meyvesi baskın bir tatlı istedim. Siz eğer daha hamurlu bir tatlı istiyorsanız 1 kasık tam buğday unu ekleyebilir ya da yulaf kepeği miktarını artırabilirsiniz.




















170 derecede ısıttığımız fırına koyuyor ve yaklaşık 40 dk pişiriyoruz. Son 10 dksında çay koymayı unutmayın. Şekersiz, yağsız, unsuz tatlımız hazır. Afiyet olsun:)